GüncelKültür&Sanat

SÖYLEŞİ DİZİSİ-3 | “Direnenler için yasaklar hep var. Pandemi bunun bahanesi oldu sadece”

Pandemi sürecinde yaşanan sıkıntıları ve son müzik yasaklarına dair müzik emekçileri ile yaptığımız söyleşi dizisinin bu seferki konuğu Seyda Perinçek oldu.

Müzik emekçileri ile söyleşimize devam ediyoruz. Seyda Perinçek ile söyleşimizde hem kendi yaşam öyküsünü, sürgün yaşamını kısaca konuşma fırsatımız oldu, hem de Türkiye’de yaşanan baskıları bir parça konuştuk.

Perinçek, “Ozan Serad’lar, Ahmet Kaya’lar Nazım Hikmet’ler ve daha niceleri belki de en güzel eserlerini ‘sürgünde’ verdiler. Bu ‘kök’e bağlı kalmak ile ilgilidir” diyerek sürgünde yaşamaya dair vurgular yaptı.

İlk olarak sorularımıza “Seyda Perinçek kimdir?” diyerek başlayalım.

1979 Mardin’in Derik ilçesinde dünyaya geldim. Ailem Hakkari’den Mardin’e göçmüş. Ortaokul dönemimde ise Amed’e göç ettik ve ortaokul eğitimimi yarıda bırakarak, ailemin hem ekonomik hem de sosyal sorumluluklarını çocuk yaşta üstlenmek zorunda kaldım. Sanata ilgim ise (zaten aileden gelme bir ilgi vardı) tam bu dönemde başladı. Özellikle Kürtçe şiirler ve maniler ilgimi çekiyordu.

Cümle içinde “Çocuk yaşta, ailemin ekonomik ve sosyal sorumluluğunu üstlenmek zorunda kaldım” dediniz. Bu “zorunluluk” meselesini biraz açar mısınız?

Babam gerillaydı ve 90’da şehit düştü. Sonrasında dediğim gibi Amed’e göç ettik. Çocuk yaşta okulu bırakıp çalışmaya başlama zorunluluğu buraya dayanıyor. Bunun dışında çocuk da olsanız, özellikle Kürdistan’da yaşıyorsanız, devletin sadece askeri olarak olarak saldırılarına değil, aynı zamanda kültürel saldırısına da tanıklık etmiş oluyorsunuz. TC tüm ulusal ve kültürel değerlerimize saldırıyor. Belki de beni çocuk yaşta sanata iten bu saldırıya kafa tutma pratiği oldu. Buradan beslendiğimi düşünüyorum.

Yaklaşık beş yıldır Almanya’da yaşıyorsunuz. Türkiye’de size yüzlerce dava açılmış ve aslında burada yaşamak zorunda bırakılmışsınız. Beslendiğiniz topraklardan kopup sürgünde yaşamak bir sanatçı için ne anlama geliyor?

Vatansızlık, anne ve babanızın olmayışı gibidir. Yitirmişliktir vatansızlık. Biz ülkemizde de o anlamıyla “vatansızdık.” İşgal edilmiş, dili, kimliği yok sayılmış, defalarca soykırım ve katliamlara maruz kalmış bir halkın çocuklarıyız. Kopuş dediniz? Kopuş coğrafi olarak değil duygusal olarak olur. Eğer kökleriniz sağlam ise sizi oradan koparsalar bile orda “yaşamaya” devam edersiniz. Acılarınıza, değerlerinize, sevinçlerinize ve verilen mücadeleye bağlıysanız “kopuş” gerçekleşmez.

Coğrafi olarak uzakta olsam da beslendiğim kaynak o topraklardır. Ozan Serad’lar, Ahmet Kaya’lar Nazım Hikmet’ler ve daha niceleri belki de en güzel eserlerini “sürgünde” verdiler. Bu “kök” bağlı kalmak ile ilgilidir.

Türkiye’de muhalif sanatçı olmanın bedelini yaşayan biri olarak, sanata ve sanatçıya yönelik baskıları nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle pandemi bahanesiyle gece 12’den sonra müzik yasağını da eklersek!

Öncelikle “muhalif sanatçı” sözünü eksik/yanlış buluyorum. Türkiye gibi ülkelerde gerçek anlamda sanatçı zaten muhalif olmak zorunda. Muhalif olmayan kişi o anlamıyla sanatçı da olamaz. Çünkü Türkiye’de devlet halklara zulmeden, katleden, onları açlığa yoksulluğa mahkum eden bir pratik içindedir. Böyle bir ülkede sanatçının muhalifliği tartışılmaz bile.

Yazar kalemiyle, heykeltıraş parmaklarıyla, müzisyen sazı/sesiyle savaşır.

İnsanlar Erdoğan yasakları olarak ele alıyor son süreci ama mesele esasta devlet aklı ile yapılan politikadır. Erdoğan üzerinden ele almak devlet gerçekliğini gölgede bırakır, öncelikle bunu vurgulamak istiyorum. Yani TC kuruluşundan bu yana hep sanata ve sanatçıya baskı uygulamıştır.

Burada mesele kişinin duruşudur. Saat 12’den sonra yasak olsa ne olur olmasa ne olur. Zaten sanatçı için bu belirleyici değildir. Bizler bu sürece yasakları aşa aşa ve ciddi bedeller ödeyerek geldik. O anlamıyla yasak benim için “bir şey ifade etmiyor”, tanımıyorum. Direnenler için yasaklar hep var. Pandemi bunun bahanesi oldu sadece.

Solo albümünüz, Kürtçe şiir ve müzik kitabınız var. Önümüzdeki dönem hayata geçireceğiniz bir proje var mı?

Kürtçe çocuk kitabı çalışmam var ve Kürtçe, Türkçe, Almanca ve İngilizce dillerinde bir “özlü sözler” kitap çalışmam var. Bana ait olan sözler. Ana temam “ölüm ve yaşam”. Eskiyi öldürme ve yeniyi yaşatma üzerine yaptığım bir çalışma.

Üretelim. Tüketim toplumu olmaktan çıkıp üretelim. Duygudan, devrimci ahlaktan, güzellikten kopmadan bu değerlere bağlı kalarak yaşayalım. Ve insan sürekli kendi ile savaşmalı. Kendini daha ileri taşımalı, yenilemeli. Hep birlikte olursak güzel bir dünya kurabiliriz. Sevgi ve umutla….

SÖYLEŞİ DİZİSİ (2) | “İktidar insani olan herşeyden bizi uzaklaştırmak istiyor…”

 

 

SÖYLEŞİ DİZİSİ (2) | “İktidar insani olan herşeyden bizi uzaklaştırmak istiyor…”

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu