Yorum

Siyasi partiler ve “İslami” sermaye ilişkileri içinde FETHULLAH GÜLEN

Türk siyasetinde bir tiyatro oyununa daha tanık olduk. Türk devleti, yıllardır bağrında büyüttüğü, hatta 12 Eylül darbesinden sonra Anavatan Partisi döneminde Türkiye Umumi Vaizi yapılan Fethullah Gülen’i birden terörist ilan edip, darbe yapmakla suçlayarak, demokrasi oyunu oynamaya başladı. Bu tiyatro oyunu cumhuriyet tarihi boyunca farklı biçimlerde oynandı. Cumhuriyet’ten günümüze kadar, bugün “İslami sermaye” olarak tabir edilen sermaye çevrelerinin, siyasi partilerle ilişkilerini araştırabildiğimiz kadarıyla açıklamaya çalışacağız.

Öncelikle İbrahim Kaypakkaya’dan bir alıntı yapıp konumuza devam edelim. “Kurtuluş savaşından sonra egemen sınıflar(komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları)arasında iki siyasi kampın doğduğuna işaret etmiştik: Birinci kamp; emperyalizmle işbirliğini gittikçegeliştiren ve palazlanan yeni Türk burjuvazisi,İttihat ve Terakkici komprador burjuvazininbir kesimi, ağaların, büyük toprak sahiplerinin,toptancı tüccarların, tefecilerin bir kısmı, memurlarınve aydınların en üst ve ayrıcalıklı tabakasındanoluşuyordu. İkinci kamp ise;tamamen tasfiye edilemeyen eski kompradorbüyük burjuvazinin, ağaların, büyük toprak sahiplerinin,tefecilerin, vurguncu tüccarlarınbaşka bir kesimi, saray mensupları, din adamları,eski ulema sınıfı artıklarından oluşuyordu.Ulusal karakterdeki orta burjuvazi de, bu kamplardanbirincisinde, CHP ve iktidar safındayedek güç olarak yer alıyordu. İkinci kampamensup olanlar, örgütlenme olanağına kavuştuklarızaman, Terakkiperver Fırka’da ve SerbestFırka’da örgütlendiler; Bu olanağı bulamadıklarızamanlarda ise, CHP içinde yuvalandılar. İkincikampta, hilafetçi ve padişahçı unsurlar (eskifeodal bürokrasi,ulema artıkları,din adamları,  vs…) da vardı. Fakat bunlar, ne o zaman ne dedaha sonra, mensup oldukları siyasi kampınegemen unsurları olamadılar. Egemen olanlar,komprador büyük burjuvazi ile bir kısım toprakağaları, tefeciler, vurguncu tüccarlar vs…. idi.Aynı hilafetçi unsurlar, ikinci bir güç olarak DemokratParti ve Adalet Partisi içinde yer aldılar.Daha sonraları bunların Milli Nizam Partisi’nikurduklarını biliyoruz” (İ. Kaypakkaya; Seçme Eserler; s.156)

Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte birinci kampın yer aldığı CHP içinde yuvalanan ikinci kamptaki unsurlar, tek parti diktatörlüğünden rahatsız oldukları için yeni bir parti çalışmasına başladılar. Kazım Karabekir, Adnan Adıvar, Rauf Orbay ve Ali Fuat öncülüğündeki grup 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’ni (TCP) kurdular. Mecliste 30 kadar yandaşları vardı ve CHP’nin sağında, ikinci kampın siyasi temsilcisi olarak yer aldılar.

Programlarına “efkar ve itikadat-ı diniyeyehürmetkardır” ibaresini alan TCP, birçok radikal köktenci akım çekim merkezi oldular. İlk şubelerini Urfa’ya açtılar. Böylelikle eski feodal bürokrasi, ulema artıkları, din adamları (padişah ve hilafetçi unsurlar) ikinci kampın bu siyasi partisinde yer almaya başlayarak güçlendiler. 13 Şubat 1925 tarihinde başlayan Şeyh Sait önderliğindeki ayaklanma 31 Mayıs’ta bastırılınca isyanın TCP içinde uzantıları var diyen CHP, TCP’yi 3 Haziran 1925’te kapattı. Şeyh Sait Ayaklanması karşısında Fethi Hükümeti çekilmiş, yerine İsmet İnönü hükümeti kurulmuştur (3 Mart 1925). Ayaklanmadan dört gün sonra (17 Şubat 1925’de) Aşar Vergisi kaldırılmış; yeni hükümet ertesi gün hükümete olağanüstü yetkiler veren Takrir-i Sükun yasasını TBMM’ye kabul ettirmiş ve Sıkıyönetim Mahkemeleri kurarak, Kürt isyanının öncü kadrolarını idam etmiştir.

Kemalist işbirlikçi kapitalistler birinci kampta ağırlıkta olduğundan, ikinci kamptaki egemen sınıfların gelişmesini baskı altında tutmaktadırlar. Kemalist burjuvaların emperyalizmle işbirliği gelişmekte ve sermaye birikimleri günden güne artmaktadır. 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’na kadar olan süreçte birçok kez çok partili sisteme geçiş denemeleri gerçekleştirilse de bunların hepsi CHP dışındaki partilerin kapatılmasıyla sonlanmıştır.

 

Türk siyasetinde ikinci kampın ilk iktidar deneyimi: DP

II. Emperyalist Paylaşım Savaşından sonra Türk devletinin batılı müttefikleri ve içte yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeler yeniden çok partili sistemi gündeme getirmiştir. İlk olarak 18 Temmuz 1945’te Milli Kalkınma Partisi, arkasından 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti kurulur. Celal Bayar Demokrat Parti Genel Başkanı olur. Ancak CHP kısa süre içinde, çok partili sistemin önce solunda yer alan Türkiye Sosyalist Partisi, Sosyal Demokrat Parti ve Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’ni kapatır. Ardından da sağ’daki Milli Kalkınma Partisi, Sosyal Adalet Partisi, Arıtma Koruma Partisi, İslam Koruma Partisi, Türk Muhafazakar Partisi, Toprak, Emlak ve Serbest Teşebbüs Partisi kapatılır. Bu partilerin kapatılmasıyla ikinci kampın tüm unsurları DP saflarında toplanır.

DP, büyük bir oy potansiyeli olan aşiretçi, feodal ve İslamcı kesimlere geniş ayrıcalıklar tanıyarak kendi içlerinde rahat örgütlenmelerine müsaade ediyor, bu unsurlar da iktidara gelmek için her türlü çabayı gösteriyordu. Batı ile özellikle ABD emperyalizmiyle ilişkiler kurup bu ilişkileri kalıcılaştırmaya çalışıyordu. 21 Temmuz 1946 seçimlerinde adaletsiz bir seçimden yenik çıkan DP, çalışmalarını daha da hızlandırmış, hatta CHP iktidarından bir türlü umduğunu bulamayan orta burjuvaziyi yanına yedekleyerek büyümeye devam etmiştir. Nitekim DP, 14 Mayıs 1950 seçimlerini büyük bir farkla kazanarak tek parti diktatörlüğüne son vermiştir.

30 seneye yakın iktidar mücadelesi veren ikinci kamp egemenleri ve onların siyasi partisi DP oyların % 53.35’ini alarak 487 üyelikten 408’ini kazanır. CHP ise 69 milletvekili çıkarabilir. Refik Koraltan Meclis Başkanlığına, Celal Bayar Cumhurbaşkanlığına seçilir, Adnan Menderes de ilk DP hükümetini kurmakla görevlendirilir. Ve böylece: “1950 seçimlerinde kompradorbüyük burjuvazinin ve toprak ağalarının Almanfaşizmine bağlı kliği iktidardan inerken, Amerikanemperyalizmiyle işbirliğine girişen bir başkakliği iktidarı ele geçirdi.” (İ. Kaypakkaya, Seçme Eserler, s.156)

İktidara gelen DP o güne kadar Türkçe okunan ezanın, Arapça aslından okunmasına izin vermek gibi radikal İslamcı kesimlerin güvenini sağlayan uygulamalara geçit vermiş, bu şekilde de Nurcu ve Nakşibendi tarikatlarının ekonomik ve siyasi gelişmeleri belirginleşmeye başlamıştır. Diğer yandan “Küçük Amerika olacağız” diyen DP hükümeti her türlü muhalefeti ve ilerici-demokratik kurum ve kuruluşları kapatıyor, kimilerini de denetimine alıyordu. Ayrıca tarikat şeyhleri, aşiret reisleri ve toprak ağalarıyla oy pazarlığına oturup bu kesimlere ayrıcalıklar veriyordu. Ancak Cumhuriyet’in kurucu partisi ve onun temsil ettiği egemen sınıf klikleri elbette bu durumu uzun süre devam ettiremezdi, nitekim DP iktidarından umduğunu bulamayan orta burjuva kesimler de tekrar CHP’ye dönmüş, bu şekilde bir kez daha güçlenen birinci kamp kliği, 27 Mayıs Hareketine önderlik ederek DP iktidarını devirmişlerdir.

1950’lerde emperyalist tekellerin yerli uşakları kendi aralarında iktidar mücadelesini bu şekilde sürdürürken ikinci kampa dahil olan egemenler ve orta burjuvazi bugüne kadar, çeşitli partilerin içerisinde yer alarak kendini kimi zaman iktidarda ama özellikle de AKP hükümetleri dönemine kadar Kemalist iktidarlar karşısında konumlandırmışlardır. 27 Mayıs’tan sonra Türk siyasetinde iki parti ortaya çıkmıştır: Adalet Partisi (AP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP).

1965 seçimlerini Süleyman Demirel’in Adalet Partisi kazanır; ki AP, Demokrat Parti’nin devamı yönünde yol almaktadır. Seçimle gelen siyasetçilerin darbeyle devrilmesine ve idam edilmesine duyulan tepki AP tarafından iyi değerlendirilerek DP’nin tabanını kendi yanına çekmeyi başarmıştır.

AP’den ayrılan 40 milletvekili DP’yi yeniden kurarak başkanlığına Feruh Bozbeyli getirilir. Bu dönemlerde iyice güçlenen-palazlanan İslamcı kesimler AP ve DP’den ayrılarak Necmeddin Erbakan öncülüğünde Milli Nizam Partisi’ni kurarlar. İslami kesim böylelikle Türk siyasetinde ilk kez kendi bağımsız partilerine kavuşurlar. Nakşibendi ve Nurcu tarikatlarının çoğunluğu da MNP içinde yer alır. Ancak bu kez 12 Mart darbesiyle Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Milli Nizam Partisi kapatılır. Radikal İslamcılar bu kez de Milli Selamet Partisi içinde yer alırlar. 14 Ekim 1974 seçimlerinde CHP % 33.33; AP % 28.8; MSP % 11 oy alır ve CHP ile MSP hükümet ortak hükümeti kurulur.

Böylece İslamcılar yıllar sonra komprador büyük burjuvazi ve toprak ağaları ile birlikte ilk kez hükümet oluştururlar. 1970’li yıllardaki ekonomik krizlerini -özellikle petrol krizi- aşmaya çalışan emperyalistler, faturayı yine sömürge, yarı-sömürge ülkelere çıkarmaya başladılar. IMF ve Dünya Bankası’nın (DB) hazırladığı “Yapısal Uyum Programları” birçok sömürge ve yarı-sömürge ülkelere dayatılmaya başlandı bu dönemde. ABD politikalarının ağırlıklı olduğu ve IMF ve DB’nin Türkiye’de uygulamaya hazırladığı 24 Ocak 1980 Kararları devrimci muhalefetin engeliyle karşılaşır. Ve 12 Askeri Faşist Cunta’nın devreye girmesiyle süreç sonlanır.

 

ANAP, DYP, RP, ANASOL-D ve nihayet AKP

12 Eylül askeri faşist darbesinin ardından ilk kurulan/ kurdurulan partiler önce ANAP ve ardından CHP çizgisindeki Halkçı Parti olmuştur. ANAP’ın genel başkanı Turgut Özal Türk-İslam sentezini hayata geçirmeye, kendisinin de tarikat üyesi olma fırsatını kullanarak radikal İslamcıların ANAP içerisinde örgütlenmesine çalışmıştır. İslami sermayenin asıl olarak büyümesi de bu dönemden sonra yoğunlaşacaktır. Bu gruplar eskiden beri sırasıyla AP, MNP, MSP, ANAP, RP ve son olarak da AKP’yi desteklemişlerdir. Nitekim, Yeni Asya Cemaati, Med-Zehra Grubu, Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı, Koseyciler (Kırkıncılar) Cemaati, İttihatçılar Grubu gibi birçok İslami çevre ANAP döneminde palazlanmıştır.

ANAP döneminde, Endüstri, Kombassan, Yimpaş, Ülker, Asya adlı holdinglere yıllarca teşvik primi dağıtılmış, özelleştirilen Petlas, Kompassan tarafından yarı fiyatına satın alınmıştır. Kamu bankaları ve stratejik öneme sahip enerji santralları bu çevreler tarafından ya satın alınmış ya da kiralanmıştır. Yabancı sermaye ile iş yapmaya başlayan bu sermaye çevreleri aynı zamanda yerel yönetimleri elinde tutan Refah Partisi belediyelerinden oldukça faydalanmıştır. Refahlı belediyeler kendi bünyelerindeki işleri usulsüz ihalelerle yandaşlarına vererek yüz milyonlarca para kazandırmıştır. Refah Partili Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ın kurucuları arasında bulunduğu Magic adlı reklam ajansı, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere çoğu Refahlı belediyelerden aldığı reklam işleri sayesinde milyonlarca para kazanmıştır. İsmail Kahraman’ın damadı tarafından yönetilen ve İstanbul’daki tüm otobüs duraklarındaki reklam hakkını elinde bulunduran Magic tanıtım ve iletişim aracının yıllık geliri yaklaşık olarak 400 milyon liradır.

İslami sermayenin önde gelen kuruluşları: Kombassan Holding, Endüstri Holding, Yimpaş holding, İhlas Holding, Ülker Gıda, İttifak, Asya, B. Anadolu vs… Bu dönemlerde finans kuruluşları da açan bu sermaye çevreleri, inanılmaz boyutlarda palazlandılar. Asya Finans, Albaraka Türk, Kuveyt Türk, Faisal Finans gibi finans kurumları açarak yüz milyonlarca para topladılar.

Görüldüğü gibi 12 Eylül darbesinden sonra iktidara gelen partilerden muazzam destek alan bu sermaye kesimleri ANAP, DYP, RP, ANASOL-D hükümetleri tarafından sürekli olarak desteklenmiştir. Bugünkü AKP iktidarının temelleri ise yine bu sermaye çevrelerinin Konya ve Yozgat illerini merkez olarak yaptıkları düzenli olarak toplantılarda atılmaya başlanmıştır. MÜSİAD’tan sonra kurulan Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından Yozgat’ta gerçekleştirilen toplantıya katılanları gördüğümüzde isimlerin hiç de yabancı olmadığı görülecektir:

Galata Çamlık Otel’de bir araya gelen ESAM üyeleri arasında Kombassan, Endüstri holding gibi İslamcı sermayenin tanınmış kuruluşları ile Cevat Ayhan, Zahid Akman (Kanal 7), Hasan Aksoy, Haşim Bayram, Ali Coşkun, Davut Dursun, Kahraman Emmioğlu, Sami Erdem, Arif Ersoy, Ahmet Fevzi İnceöz, Mustafa Kamalak, Hayrettin Karaman, Temel Karamollaoğlu, Fehmi Koru (Zaman Gazetesi), Hikmet Özdemir, SabriTekin, Salim Uslu (Hak-iş Başkanı), Dursun Uyar, Nevzat Yalçıntaş (Türkiye Gazetesi), Sabahattin Zaim, Bahri Zengin gibi İslamcı kesimden 83 kişi katıldı.” (14.03.1998/Cumhuriyet Gazetesi)Refah Partisi içindeki bu insanlar, daha sonra, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı RecepTayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç gibikadroların katılmasıyla bugünkü AKP’nin temelkadrolarını oluşturmuşlardır.

 

“Gülen kardeş” bir gecede nasıl terörist oldu?

Şimdi de Fethullah Gülen Cemaati’ni inceleyip sonuca gelelim. Gülen Cemaati İzmir’de ortaya çıkmıştır. Yurt, dershane ve özel lise açarak gelişmiştir ve Uzakdoğu’dan Amerika’ya kıtalararası tebliğ ağı kuran tek nur cemaatidir. Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Orta Asya’da tartışılmaz bir etkinlik kazanmış, Özal döneminde ANAP’ı desteklemiş, Başbakan Tansu Çiller ile görüşmesinden sonra daha da gelişmiştir.

Önceleri vakıf yoluyla faaliyet gösteren cemaat; sonra eğitim kurumları, ticari işletmeler ve basın-yayın kuruluşlarıyla etkinlik alanını genişletmiştir. Bu kuruluşlardan bazıları: Akyazılı Vakfı, FEM üniversiteye hazırlık dershaneleri zinciriyle, Fatih, Samanyolu, Yamanlar ve Nilüfer gibi özel liseler… 80’li yılların ikinci yarısından itibaren ise iddialı bir şekilde basın-yayın alanına girmiştir. (Sızıntı dergisi, Zaman gazetesi, Samanyolu TV ve bazı özel radyolar.) Asya Holding’in sahibi olan Gülen, Türkmenistan ve Kazakistan’da birçok şirket açmış ve bu ülkelerde Türk-İslam düşüncesini yaymak için okullar açıp Zaman gazetesinin de yayın yapmasını sağlamıştır. 1991 yılında Rus sosyal-emperyalizminin dağılmasıyla birlikte Türk kökenli cumhuriyetleri pazarına dönüştürmek isteyen ABD emperyalizmi Gülen gibi uşaklarını kullanarak bu ülkelere girmeye çalışmıştır. Demirel, Türkeş, Erbakan, Tansu Çiller, E-cevit, Devlet Bahçeli, Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Melih Gökçek, Mustafa Sarıgül gibi bir çok siyasetçinin yakından tanıyıp desteklediği Fetullah Gülen siyasi alanda da giderek güçlenmiştir.

İmamlık, vaizlik, öğrenci evleri, yaz kampları, kolejler, hazırlık dershaneleri, kültür tesisleri ve iletişim kuruluşları gibi halkalar birbirine eklenmiş, yüzlerce şirket ve holding kurulmuş ve bugün kıtalara yayılan dev bir zincir oluşmuştur. Bu kadar gelişmenin devletten bağımsız olduğunu düşünmek elbette mümkün değildir. Ortada büyük bir sermaye mevcuttur ve AKP bu önemli fırsatı kaçırmamıştır.

Daha önce Uzan grubunun milyarlarca sermayesine el koyan AKP hükümeti, bu kez de bugüne kadar faydalandığı, müritliğini yaptığı yol arkadaşı Gülen’i tasfiye ederek sermayesine ve ona ait tüm kurumlara el koymuş bulunuyor. Kemalist devleti İslamcı motiflerle yeniden inşa planı devam ediyor. CHP ve MHP’nin AKP’yi desteklemesinin altında yatan da bu yeni ittifak durumudur.

15 Temmuz Darbe Girişimi ve arkasından sahne alan demokrasi nöbeti çok ilginç olaylara sahne oldu. Padişah, Osmanlı yanlısı “İslamcı kesimler” demokrasi için sokaklara çıktılar. Fetocu diye yakaladıklarını işkence ederek öldürdüler. Farklı meslek gruplarından 50 binden fazla insanı tutukladılar. İşin ilginci daha düne kadar Gülen’le dost olan siyasetçilere henüz hiç dokunmadılar. AKP hükümeti ile Gülen Cemaati o kadar içiçe geçti ki AKP içindeki tüm Gülencilere dokunamaz durumdadırlar. Zira dokunsalar kendileri de koltuklarında oturamayacak.

Yenikapı mitingi Kemalist devletin birlik mesajıdır. CHP, AKP ve MHP önümüzdeki süreçte birlikte hareket edecektir. “Paralel yapılar”da temizlendikten sonra saldırı sırası halkımızda. Aleviler ve Kürtler, işçi ve emekçiler, tüm devrimci ve demokrat kesimler kendi alanlarında direnişi örgütlemek zorundadır. Öz savunma her yerde meşrudur ve oluşturmak hepimizin için olmazsa olmaz görevdir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu