Emek

OKUR POSTASI | Saldırıların hedefi kazanımlarımız

Tüm dünyanın dikkatle izlediği Rojava, dünü ve bugünüyle Ortadoğu’da yükselen haksız savaşlar, soykırım ve katliamlar içinde bir umut olarak ortaya çıktı. Ezilenler cephesinden büyük bir ilgiyle izlenirken aynı ilginin egemenler tarafından gösterilmesi de gözlerden kaçmayacak kadar gerçek…

Egemenler açısından Rojava devrimine yönelik saldırılar bugün Afrin’i işgal girişimi ile başlayan bir süreç olmamakla birlikte 2012’den bu yana sürerek 2014 yılında DAİŞ saldırılarıyla birlikte yoğunlaşmıştır. Bu yoğunlaşma, esasta Kürt düşmanlığını kendisinin hayat damarları olarak nitelendiren TC devleti tarafından yürütülmektedir. Bölgede çıkarları çatışmadığı sürece diğer devletlerden de destek almaktadır.

2008 sonrası ortaya yaşanan ekonomik krizler, dünyada çeşitli dalgalar oluşturmuş, kitle hareketleri yükselen bir dalga olarak karşımıza çıkmıştır. Egemenler sorunların çözümünde daha fazla kâr, daha fazla açlık, daha fazla katliam yolunu denerken Ortadoğu’da ve dünyada yükselen kitle hareketleri yeni bir umut yaratma noktasında atılımlar gerçekleştirmiştir. Ülkemiz özgülünde Gezi İsyanı, Ortadoğu’da Arap Baharı olarak nitelendirilen kitle hareketleri, egemenlerin yoğun saldırıları sonucunda demokratik kazanımlar elde etse de sonuçsuz kalmıştır. Ancak Rojava özgülünde gerçekleştirilen saldırılara karşı bölge halkı, kazanımlarını korumuş; Ortadoğu’da bir umut olmayı başarabilmiştir. Bu saldırılar geçmişte DAİŞ, El-Nusra ve ÖSO çeteleri tarafından gerçekleştirilirken bugün Kürt ulusunun bölgedeki tüm kazanımlarını kendisine tehdit olarak gören TC devleti tarafından gerçekleştirilmektedir.

 

“Açım aç” diyen işçi, bu öfkeyi yansıtıyor…

Ekonomik krizlerin dünya çapında yarattığı yeni pazar sorunu, enflasyon, cari açık ve haksız savaş sonucu yaratılan ekonomik yıkıntı, gün geçtikçe TC devleti açısından halka kesilen faturalar olarak geri dönüyor. Türk lirasının değer kaybedişi gün geçtikçe artarken işsizlik oranındaki yükseliş ve yeni yılla birlikte asgari ücrete getirilen kısmi zam, yaşam kalitesini emekçiler açısından oldukça geriletmiş bulunuyor. AKP iktidarı tarafından bu durumun sebebi olarak 15 Temmuz darbe girişimi, 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL ve T. Kürdistanı’nda gerçekleştirilen katliam, abluka ve savaş gösterilirken esasta krizin derinleştiğini ve yönetememe krizi olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Tüm bunlara R.T. Erdoğan’ın yakınlarının Man Adası’nda sakladığı milyonlarca dolar eklenince ekonomik sorunların toplumda biriktirdiği öfkeye dair birçok şey söyleyebiliriz. Patronların ve kendi çevresinin ekonomik çıkarlarını korumayı kendisine rehber edinen AKP iktidarı, ülkede artan işsizliğe karşı uzun süre “istihdam artışı” söylemlerini yükseltmiş ancak artık bu yalanın kamuoyu açısından bir anlamı kalmamıştır. Açlık sınırında yaşamanın yanısıra iş güvencesinden yoksun çalışma koşullarında çalışanların öfkesi eklendiğinde sesini duyurmak için kendini yakan bir işçi pratiği ortaya çıkmaktadır. Toplumda yürütülen yoğun sansürün ortaya çıkardığı bu pratik, halk kitlelerin öfkesini içinde bulundurmaktadır. Meclis önünde kendini yakan işsiz ve Bolu’da “Açım aç” diyerek Erdoğan posterini indiren işçi, bu öfkeyi yansıtmaktadır. Savaş çığırtkanlığıyla, pohpohlanan şovenizmle bu öfke bastırılmak istenmektedir. Ancak yaşam standartlarının açlık sınırına dayandığı koşullarda öfkenin yöneleceği yer mevcut iktidardır. Kriz derinleşecektir. Örtülü ödeneklerle kendi servetlerini kat kat artıranlar, açlığın sebebini kendi işgal girişimleri olarak açıklayamayacaktır. AKP hükümeti Man Adaları’na kaçırılan paraların da Afrin’de Kürt halkının kazanımlarına yönelik saldırıların da hesabını verecektir. (Bir ÖG okuru)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu