Makaleler

Devletin “hal”leri ve onu halletme zorunluğu!

Geride bıraktığımız hafta yaşanan gelişmeler, TC devletinin niteliğine dair önemli göstergeler olarak ortaya çıkmaktadır. Türk hakim sınıflarının; Türk- Kürt uluslarından, çeşitli milliyet ve mezheplerden Türkiye işçi sınıfı ve halkı üzerindeki sömürü ve baskı aygıtı olarak örgütlenmiş olan devlet aygıtı, bu niteliğine uygun olarak politikalarını hayata geçirmektedir. Türk hakim sınıflarının ve onların şu andaki temsilcisi R.T.Erdoğan ve AKP, ülke içinde ve dışında izlediği siyasetle, bu fıtrata uygun davranmaktadır.

TC devletinin Rus uçağını düşürmesinden sonra yaşananlar, bu devlet aygıtının ABD ve AB emperyalizmine, bu emperyalizmin askeri örgütü olan NATO’ya olan bağımlılığını bir kez daha ortaya koymuş durumdadır. Suriye savaşı, rakip emperyalist kliklerin son yılların revaçta deyimi olan “vekalet savaşı”yla savaştıkları bir alana dönüşürken; Türk devleti de bu savaşta, ABD ve AB emperyalizminin kampında yer almış, bölgesel bir gerici güç olarak, Suriye savaşında İslamcı faşist katiller sürülerini örgütleyip, lojistik destek sunmuştur. Bu desteğe dair somut kanıtlar, R.T.Erdoğan-Cemaat dalaşında ortaya saçılmış, tırlarla gönderilen silahların varlığı kanıtlanmış durumdadır. Adına “devlet sırrı” dedikleri Cihatçı çetelere silah yardımına dair haber yapan gazetecilerin tutuklanması suçluluk telaşının ürünüdür ve devletin faşist fıtratına uygundur!

Gelinen aşamada Rus emperyalizminin Suriye savaşında fiili olarak yer almaya başlaması dengeleri değiştirmiş ve ABD-AB emperyalizmi tarafından ortaya atılan “Esad gitsin” politikası revize edilmek zorunda kalmıştır. Rusya’nın Suriye’deki bütün İslamcı-faşist çetelere yönelik hava saldırıları, Esad rejiminin ve müttefiklerinin kara saldırılarıyla birlikte sonuç vermeye başlamış ve bu durumda esas olarak kaybeden Türk devleti olmaya başlamıştır.

Bu duruma bir de Suriye Kürtlerinin Rojava’daki kazanımları eklenince, Türk devleti arkasındaki emperyalist güçlere güvenip, Rus uçağını düşürerek inisiyatif geliştirmek istemiştir. Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymamış, Rusya bir yandan Suriye’deki saldırılarını artırmış; diğer yandan da ardı ardına açıkladığı önlemler ve tepkilerle, başta R. T. Erdoğan olmak üzere TC devletini uluslararası alanda zor durumda bırakacak bir kampanya başlatmıştır. Kampanyanın odağında TC’nin “teröristleri desteklediği” ve DAİŞ petrolünü satın aldığı vardır. Böylelikle TC’nin daha doğrusu R.T. Erdoğan ve ailesinin bizzat DAİŞ’in “petrol taşeronu” olduğunu ileriye sürülmektedir. TC devleti uluslararası alanda kaçakçı devlet haline düşürülmüştür.

Rus uçağının düşürülmesi ve pilotun öldürülmesinin hemen ardından TC’nin acilen NATO’yu toplantıya çağırması, onun esas olarak ABD emperyalizmi olmak üzere AB emperyalizminin yarı sömürgesi olma haline de uygundur. Rusya’yla yaşanan uçak krizinin ardından Suriye üzerindeki emperyalist dalaşın kızışması beraberinde TC devletinin yarı sömürge halinin daha da derinleşmesine neden olmuştur. TC devleti ABD ve AB emperyalizmine daha fazla yaslanmak zorunda kalmıştır. Bunun durumun sonuçlarını yapılan açıklamalardan gözlemlerden mümkündür. ABD emperyalizminin emrinde olan İncirlik Hava Üssü şimdi de Fransız ve Alman, savaş uçaklarının kullanımına açıldı. Böylelikle TC’nin emperyalistlerin ittifak gücü değil yarı sömürgesi olduğu, devletin uşak hali bir kez daha teyit edildi.

Suriye savaşının sonuçlarından biri olan mülteci sorununda da TC devletinin uşak hali ortaya çıkmış durumdadır. TC devletinin mültecileri Avrupa’ya sokmamak, girmiş olanları da geri almak karşılığında 3 milyar Euro alacağı ve AB görüşmelerinin tekrar başlaması olarak açıklandı. (Bu paranın mültecilere değil de R.T. Erdoğan ve hempalarının cebine gideceğine kuşku yoktur. Çünkü onların fıtratında hırsızlık ve yolsuzluk vardır.) Böylelikle AB emperyalizminin sınır bekçiliğine şimdi de para karşılığında tampon ülke olma hali de eklendi.

TC devletinin dış politikada gösterdiği bu “üstün performansın” ülke içine yansımaması düşünülemez. Nitekim başkanlık hayalleri olduğu bilinen R.T. Erdoğan, 1 Kasım seçimlerinin ardından geçen bir aylık süre içinde, bu hayalini gerçekleştirmek için adımlar atmaya başlamıştır. Rus uçağının düşürülmesinin ardından, “Başkan Putin”le girdiği ağız dalaşında, ona karşı alttan alan ama iç kamuoyuna yönelik olarak “dik duruş”unu sürdüren R.T. Erdoğan; devlet yönetiminde “iki başlılık olmaz”dan bahsedip, başkanlık için “Fransa modeli” önermeye ve “yeni anayasa” yapmaya dair bir dizi öneriyi gündeme getirdi ve tartıştırmaya başladı. 

Faşizmin İstikrarı: “İmtiyazsız, Sınıfsız Kaynaşmış Bir Kitleyiz”!

R.T. Erdoğan’ın istikrar adı altında önerdiği başkanlık sistemine örnek olarak verdiği M. Kemal’de “tek parti ve başkanlık sistemini uyguladı” söylemi aslında bir gerçeği ifade etmektedir. R.T. Erdoğan’ın önerisi Kemalist Faşist Diktatörlüğün yeni şartlara göre güncellenmesinden başka bir şey değildir. Devletin faşist halidir söz konusu olan. Bu kapsamda dışarıya karşı ABD ve AB emperyalizmine yaslanıp, Rus emperyalizmine efelenen R.T. Erdoğan ve AKP; içerde de tıpkı 1930’lı yılların tek parti diktatörlüğünde olduğu gibi, “tek vatan, tek bayrak, tek dil ve tek devlet” propagandası eşliğinde, “imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz” söylemine sarıldı.

Bunun için başta komprador burjuvaziye gidildi. Başbakan Ahmet Davutoğlu 2 Aralık’ta TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında konuştu. “Bizim her zamankinden daha da fazla bir araya gelmek, istişare etmek ve ülkemizin potansiyelini gözden geçirmek gibi bir sorumluluğumuz var” (abç) dedi. 3 Aralık’ta da “işçi sınıfına”(!) onu temsil ettiği varsayılan Türk-İş’e gidildi. R.T. Erdoğan Türk-İş’in 22. Olağan Genel Kurulu’nda konuştu ve “Türkiye bizim, hepimizin. Bu ülkede ne varsa hepimizin. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olarak hep birlikte Türkiye olacağız” (abç) dedi. Aynı toplantıda iki gün sonra konuşan A. Davutoğlu, “birlik ve beraberlik” çağrılarını tekrarladı. Tüm bu konuşmalarda ön plana çıkan husus; “imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz“ mesajıdır.

İç politikada bu söylemler eşliğinde faşizm kendini İslamcı-Türkçü ideolojiyle yeniden üretirken; işçi sınıfının en temel taleplerinden olan sendikalaşma hakkına saldırılar sürmekte, her 3 işçiden 2’sinin geçim ücreti haline gelen, 6 milyon emekçinin bir ay boyunca yaşamak zorunda oldukları asgari ücreti ilgili oyalama politikası devam etmektedir. Asgari ücretle ilgili yapılan ilk toplantıda AKP söz verdiği rakamı önerirken bakanın sorulara verdiği yanıt, asgari ücrete bu yıl temmuzda zam yapılmayacağıdır. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, 2016 için 1300 lira asgari ücret önerdiklerini ifade etmektedir. Önerilen bu rakamın “insanca yaşam” için yeterli olamayacağı çok açıktır. Her şey bir yana ülkede ekonomik kriz alttan alta sürmektedir. Son dönemde artış gösteren adli soygun girişimlerinin arkasında bu gerçek vardır.

Faşist Saldırganlık Gemi Azıya Almış Durumdadır!

1 Kasım seçimlerini istikrar adı altında kazanan ve İslamcı-Türkçü ideolojiyle faşizmi yeniden üreten R.T. Erdoğan ve AKP’nin “istikrarı”nın halka saldırı olduğu daha net olarak ortaya çıkmış durumdadır. Seçimler gerekçesiyle Kürt halkına yönelik başlatılan saldırıların ve faşist ablukanın bilançosu ortadadır. T. Kürdistanı’nda her gün katliam yaşanmaktadır. Faşist devlet, 90’lı yıllarda uygulamaya koyduğu köy yakma ve boşaltma saldırılarında boyut atlamış, “kamu güvenliği” gerekçesiyle “kamu”ya saldırmaktadır! T. Kürdistanı’nda şehirler faşist ablukalarla boşaltma ve yok etme saldırısı altındadır. Bu katliam saldırılarına büyük şehirlerde infazlar da eklenmiş durumdadır. Faşist devletin bu saldırganlığının arkasında T. Kürdistanı’nda inisiyatifini kaybetmesi etkilidir. Özyönetim pratikleri Kürt hareketinin demokratik talebi olarak faşist devleti oldukça rahatsız etmiş, bu pratiğin kurumsallaşmaması için şimdiden ön almak için saldırmaktadır. Ancak devlet saldırganlığının derecesini uzun süre bu boyutta sürdürmeye muktedir değildir. Bunun bir yanında faşist saldırganlığa karşı gelişen direnişin etkisi varken, diğer yanında devletin iç ve dış politikada meşruiyet krizinin derinleşmesi vardır.

Faşist saldırganlığın sadece Kürt halkına yönelik olduğu yanılgısına düşülmemelidir. Kürt hareketiyle dayanışma içinde olan ya da olmayan, bütün ilerici devrimci dinamikler, rakip olarak görülen burjuva kliğin sözcüsü liberaller vb. soruşturma, gözaltı ve tutuklama saldırısı altındadır. Devletin kontrolü altında İslamcı faşist DAİŞ’in faaliyetleri sürmektedir. Örneğin Antep’in Şahinbey ilçesine bağlı Düztepe Mahallesi’nde yaşayan Alevilerin DAİŞ tarafından ölümle tehdit edildiği haberleri gelmektedir. İstanbul Üniversitesi’nde yaşandığı gibi öğrenci gençliğe yönelik, üniversite yönetimlerinin İslamcı-faşist militanların polis eşliğinde saldırıları, siyaset yasakları ve soruşturma terörü sürmektedir. Yine kadınlara yönelik katliam saldırıları hız kesmeden sürmektedir.

Faşizmi Halletme Görevi Ve Zorunluluğu!

Yaşanan süreç 90 kusur yıllık TC devletinin niteliğine uygundur. Bugün R.T. Erdoğan ve AKP’de somutlanan Kemalist Faşist Diktatörlüğün, kimi yanların revize edilerek yeniden güncellenmesidir. Bu açıdan yaşanan süreci

“T. Erdoğan’ın darbesi” ya da “Saray Cuntası” olarak adlandırmak, devletin niteliğini, halk düşmanı ve faşist kodlarını, onun işçi sınıfına, halka karşı örgütlenmiş bir aygıt olduğu gerçeğini gözden kaçırmak anlamına gelecektir. Güncel politik bir slogan olarak “Kaçak Saray”ın hedef gösterilmesi anlaşılır olmakla birlikte, meselenin R.T. Erdoğan olmadığı, asıl olarak günümüzde onda ve hempalarında somutlanan faşist devlet aygıtı olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Katliamcı devlet politikalarına karşı mücadeleyi yükseltmek, bunun için illaki örgütlenmek gerekir. Örgütlenmeden, örgütlü katliam şebekesine karşı durulamaz. Faşizme karşı mücadele etmeden, faşist saldırılar püskürtülüp geriletilemez ve faşizm yenilgiye uğratılamaz! Unutmamak gerekir ki faşizme karşı mücadelede kayıplarımız, faşizme karşı mücadele etmemekten doğacak kayıplardan her zaman daha az olacaktır. İlericilerin, devrimci ve komünist hareketin faşist devleti halletmekten başka şansı olmadığı kendini bir kez daha dayatmaktadır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu