Güncel

Hapishanelerde açlık grevi 124. gününde

“Tecridin ve baskıların sonlandırılması” talebiyle hapishanelerde başlatılan süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi 124’üncü gününde

Hapishanelerdeki siyasi tutsakların, “PKK lideri Abdullah Öcalan üzerinde süreklileşen tecridin sonlandırılması” talebiyle, kendilerine yönelik salgın sürecinde artan hak ihlallerini de protesto amacıyla başlattığı süresiz-dönüşümlü açlık grevi sürüyor.

Gruplar halinde beşer gün boyunca sürdürülen eylem 124’üncü gününde. Eylemin başladığı 27 Kasım 2020’den bu yana 100’den fazla hapishaneye yayılan açlık grevinde binlerce tutuklunun yer aldığı belirtiliyor.

Hapishanelerdeki eyleme destek amacıyla Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki Mahmur ile Yunanistan’daki Lavrio mülteci kamplarında kalanlar da açlık grevinde. Toplumun çeşitli kesimlerinden de eylemcilere destekler gelmeye devam ediyor.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) bünyesinde 1995 yılından bu yana insan hakları mücadelesi veren ve son 20 yıldır cezaevleri bağımsız izleme süreçlerinde yer alan doktor Zeki Gül, pandemiyle birlikte cezaevlerindeki tecridin daha da arttığını vurguladı.

‘Bizim eksiğimizi bir şey üreterek tamamlamaya çalışıyorlar’

Gül, pandemi koşullarında açlık grevi yapmanın, yaşamsal riski arttırdığını belirterek, “Türkiye’de üç yüzü aşkın cezaevi var ama neredeyse hiç Covid-19 vakası yokmuş gibi bir durum var. Çünkü bu verilere ulaşamadığımızda onlara dair farkındalığımız tıbbi olarak da çok zayıflamış durumda” diye konuştu.

“Talepleri hayata geçirilmediği, sesi duyulmadığı için başka bir yöntem bulamadığı için açlık grevi sürecine giren insanlar var. Bu koşullarda vücut dirençleri son derece zayıflamış durumda. Özellikle de altmış günün ardından bağışıklık sistemleri son derece sıkıntılı bir hal alıyor.

Onların Covid-19 salgınına yakalanma ihtimali daha yüksek. Bu yüzden taleplerini çok ciddiye almak gerekir. Bedenleriyle topluma bir şeyler söylüyorlar, aslında bizim yapamadıklarımızı, eksiğimizi, çaresizliğimizi bir şey üreterek tamamlamaya çalışıyorlar. Bu durum toplumdaki herkes için sıkıntılı bir şey olsa gerek.”

‘Bağımsız bir heyet oluşturulmalı’

Türk Tabipler Birliği’nin Cezaevi İzleme Komisyonları’nda zaman zaman da Adalet Bakanlığı’na bağlı komisyonlarda 1996’dan bu yana yer alan ve gözlemci olan Gül, deneyimlerinden yola çıkarak, şu uyarılarda bulundu:

“Geçmiş deneyimler de gösteriyor ki toplumsal kesimlerin ve kitle örgütlerinin sessiz kaldığı dönemlerde, cezaevlerindekilerin yaşamları zorlaşıyor, ölüm oranı çok fazla artıyor. Bu nedenle Adalet Bakanlığı’nın geç kalmadan bağımsız, toplumun güven duyduğu, Türk Tabipler Birliği’nin de içinde olduğu kurumlardan oluşan bir heyeti izlemesi için davet etmesi gerekiyor. Daha önceki açlık grevi ve benzer süreçlerde bakanlık bunu yaptı, çözümleyici bir süreç olacaktır.”

‘Mutlaka B12 vitamini almalılar’

Hapishanelerden sağlıklı bilgi alınamadığını hatırlatan Gül, sağlıklı bilgi alabilmek için toplumun güven duyduğu kitle örgütlerinin sürecin içinde olması gerektiğini, bunun sağlanması için toplumsal talebin olmasının da önemine işaret etti.

Gül, açlık grevinde olanların muhakkak B12 vitamini alması gerektiğini, pandemi nedeniyle D vitamini eksikliğinin çok arttığını ve bu yüzden en az 2 ay D vitamini almalarının hayati önem taşıdığını kaydetti.

“Kalıcı hasarları önlemek adına tuz, şeker, çay ve benzeri sıvı tüketimi çok önemli. Ek hastalıkları olanlar (diyabet, aşırı kilo, insülün, hiper tansiyon) açlık grevi süreçlerinde çok daha riskli gruptalar. Tedavilerinin aksamamasına dikkat etmeleri gerekiyor. Genel tetkiklerini mutlaka yaptırmalılar.”

‘Duymamak toplumsal çürümeye yol açar’

“Açlık grevleri için dışarıda mücadele etmenin önemine vurgu yapan Gül, “Onların yanında olamama duygusu, yetersiz kalma hissini doğurur. Bu toplumsal bir travmadır ve her beden için bir yansıması olur. En önemlisi de bir çürümeye yol açar” dedi ve ekledi:

Tecrit içerisindeyken, yeni bir tecride uğrayan kişilerin açlık grevlerini hissetmemek, duyumsamamak ya da yokmuş gibi davranmak toplumsal bir çürümeye yol açar. Çürüme toplumun her alanına sirayet eder. İşimize, ülkeye, dünyaya bakışımıza, aile içindeki yaşamımıza kadar sirayet eder. O yüzden sadece açlık grevi yapanların ve onlara duyarlı olan kesimlerle sınırlı kalmaz, birinin eksilmesi herkesi eksiltir. Çünkü bizim yapamadığımızı, onlar ifade etmeye çalışıyorlar.”

‘Topluma yanması bir değil bin olur’

Çocukları açlık grevinde olanların kaygılı olduğunu ve bunun tüm yaşam alanlarına sirayet ettiğini aktaran Gül, şunları söyledi:

“Çaresizlik, her bir yakınında, bu meseleyi dert edenlerde, yokmuş gibi davrananlarda bedensel ve ruhsal sıkıntılar doğurur. Açlık grevi süreçleri bir nar modeli gibidir. Bir nar vardır ama topluma yansıması da bin olur. Ülkeyi yönetenlere söylemek gerekir ki çözüm üretilmediğinde çok daha büyük toplumsal tepkilerle karşılaşabilirler. İnsani olan temel yaklaşım, problemin varlı değil, problemin çözüm yollarını aramak olmalı. Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı geç olmadan bu sese kulak vermeli.”

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu