Emek

EMEK | “Hak, hukuk, adalet” diyenlerin, işçilere 21.yüzyılda kölelik düzenini dayatmasını kabul etmiyoruz”

Toplu İş Sözleşmesi’nin uygulanması için sendikal faaliyet yürüten belediye işçileri, sendika üyesi arkadaşları Alkan Okuducu’nun işten çıkarılması üzerine 7 Ekim 2019 tarihinde Maltepe Belediyesi önünde direnişe geçti.Bizler Özgür Gelecek Gazetesi olarak 10 Ekim günü direniş yerini ziyaret ederek direnişin sürecine dair sohbet ettik.

İşten çıkarılan Alkan Okuducu ve  DİSK-Genel-İş Sendikası İstanbul Anadolu Yakası Başkanı Yenigül  Özen Dolgun  ile direnişe giden süreci konuşurken aynı zamanda  CHP belediyesinin bir Maltepe, Ataşehir, İzmir Buca gibi birçok belediyesinden işçi çıkarmalarında, CHP’nin tezkereye onay vermesine kadar farklı konularda sohbet ettik.

İlk olarak süreci bize kısaca aktarabilir misiniz?

Alkan Okuducu: 19 Kasım 2018 ayında Disk Genel-İş olarak Maltepe Belediyesi ile bir sözleşme imzaladık. Belediye bu sözleşmeyi uygulamamakta ısrar etmektedir. Belediye, seçimden sonra işçilere baskılarını arttırdı ve işçileri istifa ettirmeye kadar birçok yol denedi.

Biz bu duruma engel olduk. Toplu sözleşmeyi uygulatmak için 3 tane eylem gerçekleştirdik. Bunun karşılığında işverenin tavrı sertleşti. Eylem yaptığımız gün hakkımda geriye dönük tutanak tutarak, sendikal faaliyetlerimden ötürü iş akdimi feshetti. Benden önce 20 arkadaşımızın iş akdi feshedilmişti.

Arkadaşlarımız direnmeyi seçmediler. Dava yoluyla haklarını arıyorlar. Ama biz belediye yönetimine direneceğimizi, ceketimizi alıp gitmeyeceğimizi söyledik. Haklarımızı alana kadar, toplu iş sözleşmesi uygulanana kadar belediye önünden ayrılmayacağız, tehditlere boyun eğmeyeceğiz ve mücadeleye devam edeceğiz.

Peki, toplu iş sözleşmesinde uygulanmayan şeyler nelerdir?

Yenigül Özen Dolgun: Biz Maltepe Belediyesi’nde KHK ile geçişi yapılan taşeron işçiler arasında örgütlüyüz. 2015 yılından bu yana örgütlüyüz ve 2 Nisan 2018 tarihinden itibaren TİS yetkisine başvurduk ve 19 Kasım’da TİS imzalandı.

Toplu İş Sözleşmesinin içerisinde hem sosyal haklar hem de ekonomik haklar olarak o günün şartlarında imzalanmış en iyi sözleşmelerden birisiydi. Biz belediye şirketi olan Mataş’ta örgütlüyüz. KHK ile arkadaşlarımızın geçişi oraya yapıldı.

Mataş’ın Yönetim Kurulu Başkanı ile yasal süreç içerisinde bazı maddeleri geçtik, bazı maddelerde ise anlaşma sağlayamadık. Anlaşma sağlayamadığımız maddeler; 2019 yılı asgari ücret fiyat farkı, çalışma saatinin 45 saatten 40 saate düşürülmesi, İSİG kurulunda ağır ve tehlikeli işlerde çalışan işçilerin yılda bir kere değil 6 ayda bir geçirilmesi gerektiğini istediğimiz için anlaşamadık ve yasal süre içerisinde arabulucuya gittik.

Arabuluculuk süresinde de anlaşma sağlayamayacağımız ortaya çıkınca o zamanki şube başkanımız Nevzat Karataş ile belediye başkanına gittik.

Kendisine belirtilen maddelerde anlaşma sağlayamadığımızı, arabulucudan da sonuç çıkmadığını, arabuluculuk süresinin de dolmak üzere olduğunu ve önümüzdeki hafta da yasal olarak greve çıkmak zorundayız dedik. Belediye başkanı da, “greve çıkmanıza gerek yok, ben yurtdışında görev yaptım. Orada da insanlar 40 saat çalışıyor. Ben şirketin yönetim kurulu başkanını çağırıp görüşeyim, bunlar karşılanmayacak maddeler değildir” dedi. Biz ertesi hafta arabulucu süresi içerisinde anlaşma sağladık.

Aynı zamanda toplu iş sözleşmesi içerisine 2018 yılının ‘Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı’ olmasından dolayı, çocuk haklarını korumaya yönelik, engelli haklarını korumaya yönelik, kadına şiddetin engellenmesine yönelik, mobbing’le mücadeleye yönelik vb. daha birçok sosyal, idari maddeleri de ekledik.

O süre içerisinde seçim süreci olduğu için KHK’dan geçişten sonra ‘zimmet çıkar’ vs. sebeplerden ötürü bize: “Biz bir Çalışma Bakanlığı’na soralım, eğer bir sorun yoksa bizce de sorun yoktur.” diye seçim sürecinde oyalanılmış olduk.

Siz de bilirsiniz ki, o seçim dönemi bir demokrasi mücadelesine dönüştü, biz de bu süreç içerisinde bunun önündeki bir engel olmayalım, bu süreci birlikte atlatalım dedik.

5 Mart’ta bir basın açıklamamız olmuştu, sonraki dönemde bu sözleşme uygulansın diye Temmuz ayı içerisinde bir günlük iş bırakma eylemi yaptık. Bu bir günlük iş bırakma öncesinde Alkan arkadaşımız birimleri dolaşıp, iş bırakma eylemi için arkadaşları organize ettiği bahanesiyle, ayın 19’undan bir gün önce geriye dönük tutanak tutarak iş akdi feshedildi.

Bu hukuksuz bir uygulamadır. Çünkü hem İş Yasası’nda hem Sendikalar Kanunu’nda hem de uluslararası sözleşmelere göre sendikal faaliyet yürütme hakkı vardır. Hukuksuz bir şekilde atıldığını onlar da biliyorlar.

Burada kurumsal kimliğimize saldırı vardır çünkü işveren eliyle özellikle başkan yardımcıları ve müdürlerin eliyle üyelerimize baskı uygulanarak Belediye-İş sendikasına geçirilmek istendi. O dönemde Alkan arkadaşımız yoğun faaliyet gösterdi ve işçileri Belediye-İş sendikasından geri gelmesini sağladı. Bu sebepten dolayı Alkan arkadaşımız işten atıldı.

Her gün işçiler, kendilerine tutanak tutularak işten atmakla, ekmeğiyle tehdit ediliyor “Hak, hukuk, adalet” diyerek Ankara’dan buraya yürüyenlerin, işçilere 21. yüzyılda kölelik düzenini dayatmasını kabul etmiyoruz. Biz bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Hukuki süreci nasıl yürütmeyi düşünüyorsunuz?

Hukuki sürecimiz başladı. TİS’e göre sendika yönetimine seçilen kişiler seçildikleri dönem itibariyle ‘ücretli izinli’ olarak çalışmama hakkı vardır. Buna rağmen Alkan çalışıyordu. Sadece bir günlük iş bırakma sürecini organize etme sürecinde yer aldığı için işten atıldı.

Kamuoyunda yayılan 17 günlük işe gelmeme gibi bir durum yoktur. Haksız hukuksuz bir durumdur. Yönetici arkadaşımız işe tekrar dönecek ve kötü niyet tazminatı alma hakkı vardır ve hukuki sürecimiz devam etmektedir.

Belediye işçisi olarak çalışma koşullarını nasıl buluyorsunuz?

Alkan Okuducu: İşyerinde çalışma koşulları birimlere göre değişiyor. Mesela temizlik biriminde insanlar KHK’ya dayanarak emekli ediliyor. Yasal olarak işçilerin 65 yaşına kadar çalışma hakları vardır. Eleştirdikleri iktidarın KHK’sını bahane ederek 50-52 yaşlarındaki insanları emekli ediyorlar ve yerine de kimseyi işe almıyorlar.

Bir kişilik çalışma yükü üç kişiye yükleniyor. Yine temizlikte “sana iş verdim daha ne istiyorsun”, “seni işten atarım” gibi sözlerle mobbing uygulanıyor.

Şahıslara göre muamele yapılıyor. Şantiyelerde problem var. Yeni taşındıkları şantiyelerde tuvalet yok, çay içecekleri bir yer yok ve üstlerini değiştirebilecekleri bir yer yok.

Hak, Adalet, Hukuk, Emek” üzerinden söylemleri şekillenen bir CHP var karşımızda. Fakat geçtiğimiz günlerde savaş tezkeresini onaylayan, işçileri işten atan bir CHP’yi görüyoruz.  Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

Alkan Okuducu: İnsan haklarına duyarlı her insanın düşüneceği gibi biz de bu savaşa verilen desteğin doğru olduğunu düşünmüyoruz. Bu savaşın iktidar için tek bir sebebi vardır, o da erken seçime kaybettiği milliyetçi oyları kazanarak gitmektir. HDP hariç tüm muhalefet yanlış tarafta durmaktadır. Savaşın iktidarı zayıflatacağını ve onların bu açıdan muhalefeti yükselteceğini düşünüyorlar. Bizce yanlış düşünüyorlar.

Yenigül Özen Dolgun: Savaş demek çalışan insanların daha fazla fakirleşmesi demektir, ekonominin savaşa aktarılması demektir. O yüzden biz emekçilerin savaşın yanında olması söz konusu değildir. Tabii ki barıştan yanayız, insan haklarından yanayız.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu