Yorum

Emperyalizmin simulakrı*: Ateşkes

Suriye iç savaşında koca bir zaman dilimini geride bırakırken Suriye’de savaşın seyri diplomatik görüşmeler eşliğinde şekil kazanmaktadır.

Emperyalizmin bölgesel politikalarının giderek açığa çıktığı, savaşa ve geçmişine dair doğrulamaların arttığı bu evrede özellikle faşist gruplar emperyalizmin paralı askerleri olarak bölgede işgal birlikleri olarak konumlanmış durumdadır. Emperyalistlerin çıkarlarına göre şekillendirilmek istenen savaş YPG’nin hamleleri ile değişim gösteriyor. ABD, YPG’ye destek vererek onu kendi politikaları ekseninde şekillendirmek istese de YPG’nin taktiksel işbirliği, stratejik işbirliğine dönüşmeyince bugün karşımıza TC’nin Cerablus hamlesi çıktı. ABD net ifadeyle Rojava’nın kaderini TC’ye bağlayarak meseleyi düğümlenmiş oldu. Dolayısıyla bu düğümün çözümü uzun süreli bir evrenin işaretini veriyor. Rojava’nın kaderini belirleyecek olan bu hamle, aynı zamanda TC’nin iç politikasını da derinden etkileyecek. Ancak şu bir gerçek ki Rojava’nın her türlü kaderi TC’nin batağına işarettir. TC ya iç politikada savaşı göğüslemek zorunda kalacak ya da müzakere sinyallerini tekrar vermeye başlayacak. Bu noktada her ne kadar ayrıntıları gizlense de Selahattin Demirtaş’ın IKBY ile görüşmeler gerçekleştirmesi bu sürecin ayrıntılarını taşıyor.

Emperyalist bölgesel planlar ve hamleler

Eylül ayı itibari ile ABD ve Rusya arasında Suriye kapsamında gerçekleştirilen görüşmeler kayda değerdir. Rusya ve ABD arasında gerçekleşen mutabakat ve bunun ardından Güvenlik Konseyi’nde yaşanan tartışmalar ciddiyetini halen korumaktadır. Emperyalistlerin görüşmeleri kapsamında Suriye’de belli evreleri ile ortaya çıkan ateşkesler diplomatik ilişkilere işaret etmektedir. ABD ve Rusya’nın kurban bayramında ilan ettikleri ateşkes dikkat çekicidir. Zira bölgede fiilen savaşan tarafların değil, aksine bu iki emperyalist kutbun ilan etmesi savaşın kimin savaşı olduğunu da ortaya koyuyor.

ABD’nin bugün Suriye’de izlediği strateji İpek Yolu’nu kesmeye yöneliktir. Suriye’deki savaşa ekonomik nüfuz ile dâhil olan Çin, Suriye’de savaş sonrası inşanın baş aktörü olmak ve İpek Yolu’nu kendi çıkarları kapsamında inşa etmek istiyor. Avrasya’nın çevrelenmesi kapsamındaki bu politika, ABD açısından asıl tehdit unsurudur. 2013 yılından bu yana ortaya çıkan veriler Çin’in dünyanın en büyük üretici ülkesi olduğunu gösteriyor. Bu durumu daha ileri taşımak isteyen Çin, Sibirya’dan ve Orta Avrupa’dan geçerek Avrupa Birliği’ne uzanan bir yol yapmak amacında. Bu durum Çin’in nüfuzunu arttıracağı gibi ABD açısından da ekonomik-politik tüm hamleleri boşa çıkaracak güce sahip. Mantıksal olarak değerlendirildiğinde, ABD bugün biri Levant bölgesinde, diğeri ise Ukrayna’da olmak üzere iki asimetrik savaş içindedir. Bu savaşın temelini de ABD’nin terörizm ile küresel savaş politikası oluşturuyor. Anti-komünizmi destekleyen bu politikanın temelinde ise bölgedeki sınıf hareketlerini bastırmak ve sınıf çelişkilerini manipüle etmek adına Neocon’culuk akımı yer almaktadır. Felsefeci Leo Strauss’a ait bu düşüncede kabul edilen yayılmacı müdahaleci politika ABD’nin ulusal çıkarları ile “demokratik çıkarları” iç içe katan bir özelliğe sahiptir.  “İyiliksever hegemonya” olarak tarif edilen bu politika emperyalist savaşın topluma yansımasında ve diplomatik ilişkilerde manipülasyon gücü oldukça yüksektir. ABD bugün Çin’e karşı politikasında da bu yaklaşımı elinden bırakmıyor. Ancak Çin’in ilerleyişi karşısında da çaresizliği ortadadır. Bu amaçla sarıldığı asimetrik savaşta Çin’in ilerleyişinde savaşı kaçınılmaz bir olgu olarak ileri sürmekte, gerektiğinde diplomatik ilişkileri askıya alabileceğini dile getirmektedir.

Stratejide zaman kazanmanın adı ateşkes

ABD bölgede sürekli ateşkes vurgusu yaparak bu savaşın “sona ermesi” için elinden geleni yaptığını ileri sürüyor. Ancak ateşkesin esas amacının stratejide zaman kazanmak olduğu açıktır. ABD İpek Yolu’nu kesmek adına stratejik alanda, Suriye Ordusu’nun Derzor bölgesini ele geçirmesini engellemek istemektedir. Bu, aynı zamanda DAİŞ’in Şam-Bağdat-Tahran yolu üzerindeki hâkimiyetini sürdürmek anlamına geliyor. Daha öncesinde ABD, DAİŞ’in İpek Yolu üzerindeki tarihi durak olan Palmira’yı ele geçirmesine dair hiçbir açıklama yapmazken DAİŞ’in bu operasyonunu sevinç içinde izledi.

Her ne kadar Palmira DAİŞ’in elinden alınsa da İpek Yolu bugün DAİŞ tarafından kesilmiş durumdadır. Musul’un tam olarak DAİŞ elinden alınması halinde ise İpek Yolu’nun güergahında kilit noktası Derzor olacaktır. DAİŞ’e kale olan Rakka’nın özgürleştirilmesi DAİŞ’in sona ermesi anlamına gelmiyor. DAİŞ’in bölgede askeri tasfiyesi ancak Derzor üzerinden mümkün olacaktır.  Bu açıdan bölgede varılan ateşkes ABD açısından zaman kazanmadan ibarettir. Dolayısıyla bu ateşkes mutabakatı, DAİŞ’in ihtiyaçlarını karşılama ve savaşa yeniden başlama yöntemidir.

Ateşkes içerisinde önce ABD’nin sonra da İsrail’in Suriye Ordusunun mevzilerine dönük gerçekleştirdiği hava saldırıları ateşkes’in sona ermesine neden oldu. İlerleyen dönemde yapılacak olan Güvenlik Konseyi toplantısında ABD’nin İpek Yolu’nu kesmek adına tekfirci örgütleri desteklediği ve bu konuda Suriye Ordusu’na İsrail ile ortaklaşa hava saldırısı düzenlediği tartışılacaktır. Bu Güvenlik Konseyi bir şekilde Obama’nın görev süresinin bitimine denk gelirken bu konseyi göğüsleyecek ABD başkanının politikasının ne olacağı henüz bilinemez ancak ABD’nin bu manipülasyonu ters teperken önüne iki seçenek sunuyor. ABD  ya istemeyerek de olsa açık bir çatışmaya girişecek ya da himayesi altına aldığı tekfirci grupların yenilgisini kabul edecek. Bu durum Rojava’ya dönük politikaları da doğrudan etkileyecektir. Zira TC ve IKBY aracılığıyla Rojava’yı imtiyaz sahasına dönüştürmek istemesi hala günceldir.  Bu noktada Kürt Ulusal Hareketi’nin politikaları belirleyici olacaktır. Bu politika ise Rojava’nın kaderi gibi bir anlam da taşıyor. Dolayısıyla ezilenlerin kaderini taşıyan böylesi bir dönemde anti-emperyalist mücadelenin daha fazla öne çıkarılması önemlidir.

*Simulakr: Bir olay veya nesne varmış gibi yapmak demektir

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu