GüncelManşet

BELLEK | Direniş ve devrimci dayanışma manifestosudur Kızıldere!

Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam edilmek istenmeleri tüm topluma yönelik güçlü ve yıkıcı bir mesaj olarak düşünülmüştü. Böylece geniş kesimlere devletin gücü bir kez daha gösterilecek ve herkes “sükûnete” çağrılacaktı. Kızıldere eylemi işte tam da hâkim sınıfların bu amacına vurulan güçlü bir darbe olmuştur. Devrimcilere yönelik azgın saldırılara karşı tarihsel bir çıkıştır. 

Birde çoğuz çokta biriz

Ne evveliz, ne ahiriz

Cümlemiz birer Mahiriz

Kanımıza kan isteriz

Kızıldere doymaz kana

Kan yaraşır mert olana

Faşistler kıydı Cihana

Canımıza can isteriz

(Kızıldere Katliamı sonrasında yakılan bir ağıttan)

 

Mart ayı takvim yapraklarında, işçi sınıfı ve emekçiler, devrimci, ilerici ve yurtseverler açısından çok sayıda önemli tarihsel günü ve değeri barındırır.

Kuşkusuz Türkiye devrimci hareketine damgasını vurmuş, çeşitli milliyetlerden Türkiye halkının belleğine silinmemecesine kazınan 30 Mart Kızıldere direnişi de bunlardan biridir.

30 Mart 1972’de Mahir ile On’lar Kızıldere’de destansı bir direnişle kavga ve ideallerini ardıllarına devrederek, gelecek kuşaklara her daim ilham olabilecek bir tarih yazmıştır. 30 Mart 1972’de, on devrimci; Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ertan Saruhan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy, Niksar’ın Kızıldere köyünde kuşatıldıkları kerpiç bir evde TC’nin askeri, polisi, MİT’i, bilumum militarist gücü tarafından vahşice öldürüldü. 30 Kasım 1971’de Maltepe Askeri Hapishanesi’nden kaçan Mahir Çayan’ın önderlik ettiği Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) savaşçıları, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) savaşçıları Cihan Alptekin ve Ömer Ayna ile birlikte, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamını engellemek için NATO’nun Ünye Radar Üssü’nde görevli 3 teknisyeni kaçırmışlardı.

Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan ve Sabahattin Kurt Dev-Genç yöneticileri; üsteğmen Saffet Alp THKP-C’ye bağlı “Hava Kuvvetleri Proleter Devrimciler Örgütü”nün kurucularından; öğretmen Ertan Saruhan THKP-C Karadeniz bölgesi sorumlusu; köylü Ahmet Atasoy ve şoför Nihat Yılmaz ise THKP-C’nin Ordu bölgesi militanlarıydı.

Zırhlı araçlar ve ağır silahlarla donatılmış binlerce asker ve polisin kuşattığı devrimciler, “teslim olmalarına” dönük çağrılara “ biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik” slogan ve marşlarıyla yanıt verdiler. Katliamın ilk sahnesi, kuşatma güçlerinin konuşmak üzere evin çatısına çıkardıkları devrimcileri öldürmeleriyle başladı. Katliamın son sahnesinde, tank ve bazuka ateşiyle yıktıkları kerpiç evin kalıntıları içinde sağ kalan devrimcilerin kurşuna dizilişi vardı.

Devlet, Niksar’ın Kızıldere (daha sonra Ataköy olarak değiştirildi) köyünde kuşattığı on devrimciyi ne pahasına olursa olsun imha etme kararı almış ve uygulamıştı. Kararın altında, Süleyman Demirel’in, İsmet İnönü’nün, Org. Memduh Tağmaç’ın imzaları vardı. Operasyonu, daha sonra 12 Eylül darbesinin başında yer alan dönemin MİT Müsteşarı Korg. Nurettin Ersin yönetti. 70’li yıllar boyunca devrimci harekete yönelik sayısı saldırı ve katliamı planlayan kilit isimlerden MİT’çi Mehmet Eymür ile Hiram Abbas infaz timinin başındakilerdendi. Katliamı gerçekleştiren devlet görevlileri hızla yükseldiler, devletin daha kilit görevlerine getirildiler. Getirildikleri bu görevlerde, yeni cinayetler işlediler,

 

Denizlerin idamını engellemek için…

Peki, Mahirle yoldaşlarını Kızıldere’ye getiren neydi? Neden böyle bir eyleme giriştiler?

Denizlerin idam kararı TBMM tarafından onaylandığında takvim 25 Mart 1972’yi gösteriyordu. CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı itirazın sonucu beklenemezdi. İki yol vardı: Ya NATO’nun Ünye Radar Üssü görevlileri rehin alınarak Kızıldere’de saklanıp Denizler’le mübadele edilmeleri istenecek ya da Kızıldere’ye eli boş yalnızca saklanmak için gidilecekti. Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ertuğrul Kürkçü ve Hüdai Arıkan, NATO’nun Ünye Radar Üssü’nde görevli iki İngiliz bir Kanadalı teknisyeni evlerini basarak rehin aldıklarında tarih 26 Mart’tı.

Kızıldere, çeşitli milliyetlerden Türkiye halkının, devrimci hareketin tarihine devrimci dayanışma ve birliktelik, ortak düşmana karşı omuz omuza mücadele etmek ve gerekirse bu uğurda yaşamını feda etmek gibi büyük ve onurlu erdemleri miras bıraktılar. Bu anlamda Kızıldere devrimci dayanışmadır!

Tüm dünyada olduğu gibi bu topraklarda da, ’68’in soran, sorgulayan, araştıran, dünyayı değiştirmeye ve yeni bir dünya kurmaya yönelen isyan kıvılcımları karşılık buluyordu. Amfiler, sokaklar, gençliğin militan devrimci eylemleriyle sarsılıyor; bu kasırga içine her gün daha fazla işçi, köylü ve emekçiyi çekiyordu. Toplumsal uyanış egemenler için korkutucu boyutlardaydı. Geçmişin tüm olumsuz alışkanlıklarına savaş açan, yeni, zapt edilemez bir kuşak tarih sahnesine çıkıyor, inisiyatif alıyor, örgütleniyor, partiler kuruyor ve en önemlisi de silaha sarılıp dövüşmeye başlıyordu.

71 AFC’si tam da bu uyanışın bastırılması, isyan kıvılcımlarının söndürülmesi içindi. Hedef bir bütün işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesi bunun içinde de asıl olarak onların öncüleri olan devrimci güçlere yönelikti. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idam edilmek istenmeleri tüm topluma yönelik güçlü ve yıkıcı bir mesaj olarak düşünülmüştü. Böylece geniş kesimlere devletin gücü bir kez daha gösterilecek ve herkes “sükûnete” çağrılacaktı. Kızıldere eylemi işte tam da hâkim sınıfların bu amacına vurulan güçlü bir darbe olmuştur. Devrimcilere yönelik azgın saldırılara karşı tarihsel bir çıkıştır.

Kızıldere, devrimciler arasındaki ilişkinin niteliğine dair harcı kanla yazılan güçlü bir mesajdır.

 

Kızıldere’nin mirası!

Devletin, 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle ilan edilen OHAL’le birlikte her türlü farklı sese, muhalif duruş ve çıkışa yönelik dizginsiz bir devlet terörü, gözaltı ve tutuklama furyası ile buna eşlik eden katliam ve savaş politikalarıyla karşılık verdiği bir siyasal atmosferi yaşıyoruz.

Hâkim sınıflar kendilerine itiraz edebilecek kim varsa teker teker hedef tahtasına koyup, önce diğerlerinden koparıp marjinalleştirmekte, yalnızlaştırmakta akabinde ise cadı avına çıkmaktadır. Faşizm tüm toplumsal dinamikleri ezerek, etkisiz hale getirerek adeta dikensiz gül bahçesi yaratmak istiyor. Gelinen aşamada devrimci, ilerici ve yurtsever güçlerin OHAL karanlığında 12 Eylül AFC’sini aratmayan faşist diktatörlüğün uygulamalarına, yan yana durarak, birleşik mücadeleyi yükselterek karşı koymak dışında bir seçeneği yok! Bugün devrimci, ilerici güçler ile Kürt hareketinin her zamankinden çok daha fazla bir arada durmaya, ortak bir direniş hattında buluşmaya ihtiyacı vardır. TC devletinin neredeyse tüm saldırılarının başat argümanı olarak kullanageldiği şovenizmi parçalamanın da başkaca yolu yoktur.

Kızıldere tam da bu uğraşta, yarattığı değerler ve bize bıraktığı miras ile yolumuza ışık tutmaktadır.

Kızıldere, can feda bir ruhla yaratılan ve faşist diktatörlüğe büyük bir şamar indiren, ortak bir duruş ve devrimci dayanışma eylemidir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu